Başlangıç / Beslenme Tavsiyeleri / Mikrobiyota Neden Bu Kadar Önemli?

Mikrobiyota Neden Bu Kadar Önemli?

Mikrobiyota Çalışmaları Ne Zaman Başladı?

İnsana ait genetik bilginin tamamının ortaya çıkarılmasını ve bu sayede hastalıklara neden olan genlerin kolaylıkla bulunmasını amaçlayan İnsan Genom Projesi (İGP), Genom Boyu İlişkilendirilme Çalışmaları (GWAS) sonucunda karşılık bulamamıştır.

Julian Davies, insan genom dizilimini tamamlamak biyolojide “parlak bir başarı” olsa da, içlerinde ve üstlerinde yaşayan mikroplar ve insanlar arasındaki sinerjik etkinlikler anlaşılana kadar bu projenin eksik olacağını savunmuştur.

İnsan Genom Projesi’nin devamı olarak 2007 yılında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Sağlık Enstitüsü (NIH) girişimi olan İnsan Mikrobiyom Projesi (İMP) başlatıldı. Başlangıçta beş yıllık, oldukça yüksek bütçeli bir proje olarak başlatılsa da elde edilen verilerle proje kapsamı genişletilmiş; günümüzde ABD dışında Avrupa ve Asya’nın da katıldığı dünya çapında, birden fazla projeden oluşan interdisipliner bir çalışma haline gelmiştir.

Bu proje’nin asıl amacı; insan vücudunun çeşitli anatomik bölgelerindeki mikrobiyota ve mikrobiyom çeşitliliğini belirlemek, sağlıklı ve hasta insanlardaki mikroorganizmaların özelliklerini ve hangi durumlarda değişiklik gösterdiğini belirlemek. Mikrobiyom Projesi sayesinde vücudumuzu paylaştığımız mikroorganizmaların sağlığımız için ne kadar önemli olduğunu, mikrobiyatadaki değişikliğin hastalık ve sağlık durumuyla doğrudan ilişkili olduğunu görmekteyiz. Sağlık alanına farklı bir bakış açısı getiren bu gelişmeler bazı hastalıklar için yeni tedavi yollarını olası kılmaktadır.

Mikrobiyota Nedir?

İnsan vücudunda yaşayan ve insan hücresi olmayan, bedenimizi paylaşan kommensal, simbiyotik ve patojenik mikroorganizmaların (bakteri, mantar, protozoa) oluşturduğu bu ekolojik topluluğa “Mikrobiyota”, bu çevrede yaşayan mikroorganizmaların toplam genomuna ise “Mikrobiyom” adı verilmektedir.

“Mikrobiyom” kavramı ilk kez 2001 yılında Nobel Ödülü kazanan mikrobiyolog Joshua Lederberg tarafından kullanılmıştır. Mikrobiyotanın genetik bilgisini belirten mikrobiyom, mikrobiyota veya mikroflora ile eş anlamlı olarak kullanılabilmektedir.

Mikrobiyota; gastrointestinal sistem, deri, ağız, solunum sistemi ve vajina gibi insan vücudunun farklı bölgelerinde yaşayan mikroorganizma ekosistemidir. Yani “Mikrobiyota” bulunduğu bölgeye göre isimlendirilir. Mikrobiyotanın %70’inden fazlası gastrointestinal sistemde, konağı ile karşılıklı olarak faydalı bir ilişkide yaşamaktadır. Bağırsaktaki mikrobiyota, hem işlevi hem de ağırlığı nedeniyle artık bir organ hatta 2. beyin olarak kabul edilmektedir. Beyin ile bağırsak arasında güçlü bir bağlantı olduğu klinik ve deneysel çalışmalar ile ortaya konmuştur.
Bundan yüzyıllar önce Hipokrat: “Bütün hastalıklar bağırsakta başlar. Bağırsak hasta ise vücudun geri kısmı da hastadır.” demekle şüphesiz yanılmamıştır.

Mikroorganizmalarla Ne Zaman Tanıştık?

Son yıllarda bağırsakta bakteri kolonizasyonunun başlama zamanı ve gelişim evreleri ile ilgili yapılan çok sayıda çalışma; doğum anına kadar steril olduğu düşünülen infant gastrointestinal sistemindeki bakteri kolonizasyonunun henüz anne karnındayken başladığını göstermiştir.

Gebeliğin ilk gününden, bebeğin ilk 2 yaş dönemine kadar olan 1000 günlük dönem; bebeklikten erişkinliğe birçok sistemi etkilemektedir ve ilk 1000 günlük dönemde mikrobiyota üzerine etkili faktörlerin çocukluktan erişkinliğe belirleyici etkilerinin olduğu gösterilmiştir.
Mikrobiyotayı etkileyen ilk diyetsel etmen ise anne sütü alma durumudur.

Mikrobiyotayı Neler Etkiliyor?

Mikrobiyota kompozisyonunu etkileyen faktörler arasında;

  • Genetik
  • Doğum şekli
  • Annenin mikrobiyotası
  • Anne sütü alımı
  • Yaşam ortamı
  • Bakterilere çevresel maruziyet
  • Egzersiz
  • Stres
  • Antibiyotik/probiyotik kullanımı
  • Beslenme bulunmaktadır.

Mikrobiyota gelişimi tamamlandıktan sonra da mikrobiyotanın kompozisyonu ve fonksiyonu yine benzer etmenler tarafından etkilenmektedir. Mikrobiyotanın kompozisyonu; enfeksiyonlar, stres, antibiyotikler, ve hastalıklara yanıt olarak 24 saat içerisinde değişebilmektedir. Aynı şekilde; beslenme şeklimiz (farklı beslenme modelleri), aldığımız besin takviyeleri ve yaptığımız egzersize bağlı olarak birkaç gün veya birkaç hafta içerisinde değişebilmektedir.

Öbiyozis ve Disbiyozis

Sağlıklı mikrobiyotanın ne olduğu henüz tartışma konusu olmakla beraber, sağlıklı kontrollerle yapılan çalışmalarda hastalık durumunda oluşan “sağlıksız” mikrobiyotaya “disbiyozis” sağlıklı mikrobiyotaya ise “öbiyozis” denilmektedir.

Disbiyozise Eşlik Eden Bazı Hastalıklar

  • Atopi ve astım
  • İnflamatuvar Bağırsak hastalığı
  • Çölyak hastalığı
  • İrritabl Bağırsak sendromu
  • Kolon kanseri
  • Gastroenterit
  • Tip 1 DM
  • Nekrotizan enterokolit
  • Tip 2 DM
  • Obezite
  • HIV enfeksiyonu
  • Romatoid artrit

 

Mikrobiyotanın Görevleri

• Bağışıklık sistemi hakkında bilgi verir.

• B12, K, Folat gibi vitaminlerin üretimini sağlar

• İnflamasyonun önlenmesini sağlar.

• Vücuttaki önemli dolaşım moleküllerini üretir.

• Pek çok farklı vücut fonksiyonlarının yerine getirilmesinde önemli bir rol üstlenir.

Sonuç Olarak;

Mikrobiyota temellerinin anne karnında atıldığı ve ilk diyetsel etmen olan anne sütünün mikrobiyota kompozisyonu için ne kadar önemli olduğu araştırmalar sonucu ortaya konmuştur. Bağırsak mikrobiyotası kompozisyonunun bozulmasının pek çok hastalıkla ilişkili olduğu, mikrobiyotanın büyük bir kısmının çevresel etmenlere bağlı olduğu bilindiğine göre ve özellikle beslenmede doğru yönde bir yaşam değişikliğine gidersek bağırsak kompozisyonu iyi yönde bir değişiklik gösterecektir. Devam eden mikrobiyom çalışmaları ilerleyen zamanlarda bazı hastalıklar için yeni tedavi yollarının geliştirilmesine olası kılmaktadır.

KAYNAKÇA

Aslan, F. G., & Altındiş, M. (2017). İnsan mikrobiyom projesi, mikrobiyotanın geleceği ve kişiye özel tıp uygulamaları. Journal of Biotechnology and Strategic Health Research1, 1-6.
Özdemir, A., & Demirel, Z. B. (2017). Beslenme ve Mikrobiyota ilişkisi. Journal of Biotechnology and Strategic Health Research1, 25-33.
Yılmaz, K., & Altındiş, M. (2017). Sindirim sistemi mikrobiyotasi ve fekal transplantasyon. Nobel Medicus13(1), 9-15.
Demirel, M. D., & Karabudak, E. (2019). Diyetin Mikrobiyotaya Etkisi ve Obeziteye Yansımaları.

 

Hakkında: Esra Nur Acar

Avatar

Buna da bakın

Vejetaryenler Mi Daha Uzun Yaşar, Et Yiyenler Mi?

Vejetaryen beslenme genelde hayvanları ve çevreyi korumak, kronik hastalık risklerini azaltmak için tercih edilen bir …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir