Başlangıç / Beslenme Tavsiyeleri / Sağlıklı Bir Ağız İçin Nasıl Beslenmeliyiz?

Sağlıklı Bir Ağız İçin Nasıl Beslenmeliyiz?

invisalign, şeffaf plak, telsiz ortodonti, beslenme, yemek önerisi, ne yemeli, neler yasak

Genel sağlığın önemli bir bileşeni olan ağız ve diş sağlığının korunmasında beslenme önemli bir yere sahiptir. Dünya Sağlık Örgütü ağız sağlığının geliştirilmesinde, ağız ve diş sağlığı sorunlarının önlenmesinde beslenmenin önemi üzerine vurgu yapmaktadır. Beslenme açısından ağız sağlığıyla ilişkili besinler karyojenik, kariostatik ve anti-karyonejik özelliklerine göre ayrılmaktadır. Besinler sahip oldukları bu özeliklere göre diş çürüklerine neden olabileceği gibi koruyucu özellik de gösterebilmektedirler. 

Günümüzde ağız ve diş sağlığı sorunları küresel yaygınlıkları ve tedavi edilmemiş olguların çokluğu dikkate alındığında karşımıza önemli bir halk sağlığı sorunu olarak çıkmaktadır. Diş ve diş etlerinin sağlıklı olması yani ağız sağlığının korunması bireyin sadece fizyolojisini değil, psikolojisini ve yaşam kalitesini de içine alan genel sağlığının korunmasında ve sürdürülmesinde son derece önemlidir. Bu nedenle, tüm çocuk ve yetişkinlerin ağız ile diş sağlığının korunması ve iyileştirilmesinde halk sağlığı yaklaşımı önemli bir yer tutmaktadır. Sağlıksız beslenme alışkanlıkları, sigara ve alkol kullanımı ile yetersiz ağız bakımı ağız ve diş sağlığı için önemli risk faktörleri arasında belirtilmektedir. Gelişmiş ülkelerde özellikle yaşam biçimi ve beslenme alışkanlıklarındaki değişim diş çürükleri insidansının artmasına neden olmaktadır.  

Ağız Sağlığı ve Beslenme

Genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olarak belirtilen ağız sağlığı çürük olmayan (sağlam) dişten daha fazlasını ifade etmektedir. Diş çürüğü her yaş grubu bireyde yaygın olarak görülebilen bir ağız enfeksiyon hastalığı olarak kabul edilmektedir. Diş çürüğü kimyasal olarak dişin herhangi bir yüzeyinde organik ve inorganik bölüm arasındaki dengenin bozulması ile oluşan geri dönüşü olmayan patolojik bir durumdur. Bu nedenle diş çürüğünün oluşumunda diş yüzeyinde demineralizasyona neden olan patolojik faktörler (bakteri ve fermente olabilen karbonhidratlar) ve remineralizayonu sağlayan koruyucu faktörler (flor, ağız hijyeni, beslenme ve tükürük) arasındaki denge çok önemlidir.  

Ağız Sağlığında Besinlerin Önemi

Besinler ağız sağlığı açısından karyojenik, kariostatik ve antikaryonejik özelliklerine göre ayrılmaktadır.   

Karyojenite diş çürüğü oluşumuna neden olan özelliklere sahip beslenmeyi veya besinleri ifade etmektedir.  

Karyojenik besinler mikroorganizmalar tarafından fermente edilebilen karbonhidratları içeren besinler (şekerli yiyecekler, şekerlemeler, asitli içecekler ve fast food) olarak tanımlamaktadır. 

Antikaryojenik besinler ise tükürük pH’sını alkali düzeye yükselten, mine reminalizasyonunu koruyan ve destekleyen besinler (süt ürünleri; özellikle peynir) olarak tanımlanmaktadır.  

Kariostatik besinler ise çürüğe katkısı olmayan, mikroorganizmalar tarafından metabolize edilmeyen ve 30 dakika içinde tükürük pH’sını 5.5’in altına düşürmeyen besinler (çiğ sebzeler, yumurta, balık, et, tavuk eti) olarak belirtilmektedir. 

Karyojenik Besinler

Karyojenik besinler mono ve disakkarit içeriği bakımından zengindir ve tükürükte kolayca çözülerek ağız boşluğundan yavaşça uzaklaşmaktadır. Bu besinler ağızda mikroorganizmalar aracılığıyla organik asit oluşumuna neden olarak tükürük pH’sının 5.5’in altına düşmesine ve böylece çürük oluşumunu hızlandıran sürece neden olmaktadır. Karbonhidrattan zengin beslenmede özellikle karyojenik etkisi olan besinlere dikkat etmek önemlidir. Besinlerin karyojenitesi besinin çeşidi (türü), kimyasal kompozisyonu, fiziksel formu (sıvı, katı veya yavaş çözünmesi), partikül büyüklüğü, çözünebilirliği, yapışma özelliği ve besinin kıvamı (yapısı), diğer besin ve içeceklerle beraber yenmesi ağızda kalma süresi yani dişe maruz kalma süresi ve tüketme sıklığına bağlı olarak değişmektedir.   

Besinler diş çürüğü oluşturma potansiyeline göre değerlendirildiğinde fermente olabilen karbonhidrat miktarı fazla, ağızda kalma süresi uzun, en ufak bileşenlerine kadar parçalanabilen, plak pH’sını 5.5’in altına düşüren krakerler, ekmek, tatlandırılmış kahvaltılık gevrekler, pastalar, kurabiyeler, kuru meyveler ve patates cipsi gibi besin maddeleri karyojenitesi yüksek besin maddeleri olarak; yüksek düzeyde protein, orta düzeyde yağ, minimal düzeyde karbonhidrat, plak pH’sı 6.0’dan yüksek olan ve tükürük sekresyonunu aktive eden süt, peynir, et, yumurta, yağlı tohumlar ve bazı sebze çeşitleri gibi besin maddeleri ise karyojenitesi düşük besinler olarak sınıflandırılmaktadır. Bunun yanında fruktoz, sukroz veya diğer şekerlerle tatlandırılmış süt ürünleri de eklenmiş şekerden dolayı karyojenik olabilmektedir. Çürük oluşturma potansiyeli ve karyojenitesi yüksek olan fermente olabilen karbonhidratlardan şekerler çürük gelişiminde en önemli etkenlerdendir.  Şekerin besinlerde bulunma durumuna göre tüm çeşitleri (bal, şeker kamışı, esmer şeker, mısır şurubu) karyojenik potansiyele sahiptir. 

Diş çürükleriyle ilişkilendiren şekerler içsel (intrinsic sugars) ve dışsal (extrinsic sugars) olmak üzere iki gruba ayrılmaktır. İçsel şekerler doğal olarak sebze ve meyve gibi besinlerin yapısında olan, dışsal şekerler ise basit şeker, bal, şekerlemeler, gazlı içecekler, bisküvi, kek, kahvaltılık gevrekler, hazır meyve suyuna ilave edilen ve sütte bulunan şekerler olarak tanımlanmaktadırlar. Ağız sağlığının korunmasında süt dışında diğer yiyecek ve içeceklerden gelen dışsal şekerlerin alımının azaltılması ve yerine içsel şekerlerin tercih edilmesi vurgulanmaktadır. Diş çürüklerinin önlenmesine yönelik uzun yıllardır ‘çok fazla şeker ve şekerli besinler tüketmeyin’ şeklinde mesajlar verilmiştir. Günümüzde diş çürükleri ve şeker arasındaki nedensel ilişki bilimsel olarak da kanıtlanmış ve şeker tüketimdeki artış ile diş çürüklerinin görülme sıklığının 2-4.5 kat arttığı gösterilmiştir. Ayrıca sıklık olarak günde 4 defadan fazla şeker tüketiminin diş çürüğü oluşumunda önemli rol oynadığı bildirilmektedir.  

Dünya Sağlık Örgütü tarafından genel sağlıklı beslenme önerilerinde basit şekerlerden gelen enerji oranının %10’un altında tutulması gerektiği vurgulanmaktadır. 

Kariostatik Besinler

Protein içeriği yüksek (yumurta, balık, et, tavuk eti), fermente olan karbonhidrat içeriği çok az ya da hiç olmayan yüksek posalı besinler (özellikle çiğ sebzeler) kariostatik özellikler göstermektedir. Ayrıca deniz ürünleri, yağlı tohumlar ve yağlar da kariostatik özellik gösteren besinler olarak değerlendirilmektedir.  

Posa içeriği yüksek sebze ve meyvelerin diş çürükleriyle ilişkisine bakıldığında artmış sebze ve meyve tüketiminin ağız sağlığı açısından olumlu etkileri olduğu görülmektedir. Karbonhidrat türlerinden posa alımının artışına bağlı olarak çiğneme fonksiyonunun artışıyla birlikte tükürük akış hızı artmakta ve posanın diş çürükleri üzerine olumlu etkileri oluşmaktadır.  

Ağız sağlığının geliştirilmesine yönelik bir çalışmada çocukların posadan zengin beslenmeleri sağlanmış ve çalışmaya dahil olan çocukların daha az diş çürüklerinin oluştuğu bulunmuştur. Epidemiyolojik çalışmalarda da sebze ve meyve tüketiminin daha düşük karyonejik etkisi olduğu gösterilmiştir. Meyvelerin sukrozdan daha az diş çürüğü oluşumuna neden olduğunu ve diş çürüğü ile meyve tüketiminin herhangi bir ilişkisinin olmadığı pek çok çalışmada saptanmıştır.   

Antikaryojenik Besinler

Antikaryojenik besinler ağızda asit oluşumunu sağlayan besinden önce yendiğinde plağın bu asidik besini tanımasını önleyen besinlerdir. Tükürük akış hızının artmasında rol oynaması ve minenin demineralizasyonunu engelleyip kalsiyum, fosfor ve kazein içeriğinden dolayı remineralizasyon durumunu güçlendirmesinden dolayı özellikle peynir antikaryojenik bir besin olarak kabul edilmektedir. Öğün sonrası yalnız tüketilen peynirin diş çürüklerinin azalmasında rol oynadığı saptanmıştır. Ayrıca süt, yoğurt gibi süt ürünlerinin de kalsiyum, fosfor, kazein ve yağ içeriklerinden dolayı antikaryojenik etkileri olduğu belirtilmektedir.    

Bakteriler tarafından sukroz, glukoz ve fruktoza metabolize edilemeyen ksitol de antikaryojenik etki göstermektedir. Bu nedenle karbonhidrat olmayan tatlandırıcı (ksitol) içeren şekersiz sakızlar tükürük amilazı tarafından parçalanmaz ve bakteriler için de substat olarak kullanılmaz. Tükürük akış hızını arttırır ve artan tükürük akış hızıyla diş yüzeyinden fermente olan karbonhidratların temizlenmesi hızlanmaktadır. Ayrıca tükürük akış hızını arttırmanın yanında ağız içinde mekanik temizliği de sağlamaktadır. Tüm bu etkileri bir arada değerlendirildiğinde ksitollü sakızların çürüğü azaltma etkileri bulunmaktadır. Özellikle öğünler arasında düzenli olarak çiğnenmesinin antikaryojenik etkisi olduğu belirtilmektedir. Bunların yanında en önemli antikaryojenik olarak belirtilen bir diğer besin ögesi su olup her ana ve ara öğünde içecek olarak suyun tüketilmesi ve ağzın temiz su ile çalkalanması hem su içme alışkanlığının kazandırılması hem de ağız sağlığı açısından çok önemlidir.

Bu bağlamda; ağız sağlığının korunmasında bireyler tükettikleri besinin çeşidinin ve tüketim sıklığının farkında olabilmeli ve bunu sağlıklı besin seçimi ile ağız sağlığı için gerekli bakım (hijyen) uygulamalarını yaparak birleştirirse ağız sağlığı hastalıklarının riskini azaltabilir.

KAYNAKÇA

E-sağlık dergisi 11. sayı ISSN: 2458-8237

Hakkında: İrem Ketenci

İrem Ketenci
Sağlık Bilimleri Üniversitesinde Beslenme ve Diyetetik 3. sınıf öğrencisiyim. Okuduğum, öğrendiğim, ilgimi çeken bilgileri paylaşacağım.

Buna da bakın

Nedir bu Probiyotik, Prebiyotik, Postbiyotik Meselesi?

Bu günlerde çok konuşulan probiyotik, prebiyotik ve postbiyotik karmaşına biraz olsun açıklık getirmek için hem bir moleküler biyoloji ve genetik mezunu gözüyle hem de bir diyetisyen yorumuyla konuyu açıklağa kavuşturmak adına bu yazıyı kaleme aldım. Umarım aradığınız cevapları bulursunuz. Kafanıza takılan bir sorunuz olursa bana ulaşmaktan çekinmeyiz. Sorularınızı heyecanla bekliyorum :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir