Başlangıç / Anne & Çocuk / Çocukluk Çağı Beslenmesi / ÇOÇUKLARDA METABOLİK SENDROM NEDİR? ÖNLEME VE BESLENME TEDAVİSİ NASIL OLMALIDIR?

ÇOÇUKLARDA METABOLİK SENDROM NEDİR? ÖNLEME VE BESLENME TEDAVİSİ NASIL OLMALIDIR?

ÇOÇUKLARDA METABOLİK SENDROM NEDİR? ÖNLEME VE BESLENME TEDAVİSİ NASIL OLMALIDIR?

    Metabolik sendrom genetik ve çevresel etkenlere bağlı olarak birkaç hastalığın birbiri ile bağlantılı olarak eklenerek çoğalan günümüz hastalıkları arasında yer bulmuş bir hastalıktır. Değişen yaşam koşulları ve alışkanlıklar günümüz insanlarını başta çocuklar olmak üzere hazır gıdaya fast-food’a yönlendirmiştir. Kontrol dışında gerçekleşen aşırı kalori alımları harcanan kaloriden fazla olduğundan çocuklarda fazla vücut ağırlığı gelişmiştir. Önüne geçilmeyen bu gibi ailesel ve bireysel beslenme alışkanlıkları çocuklarda aşırı kilolanma ile birlikte ölümcül dörtlü, sendrom X gibi farklı terimlerle de tanımlanan insülin direnci ile başlayan obezitenin, hipertansiyonun ve koroner arterin takip ettiği metabolik sendrom hastalığına dönüşmüştür. Hastalığın önlenebilmesi ve gelişiminin engellenebilmesi için yapılan çalışmalarda birincil adım olarak beslenme şekillerinin değiştirilerek sağlıklı beslenme alışkanlığını kazanmaları gerektiği vurgulanmıştır.

METABOLİK SENDROM TANIM

    Metabolik sendrom, çevresel veya genetik koşullara dayanarak ortaya çıkan genellikle insülin direnci gelişimi ile baş gösteren devamında obezite, diabetes mellitus, dislipidemi, hipertansiyon ve kroner arter hastalıklarının birbirine eklenerek ilerlediği iç salgı bezlerinin bozukluğundan kaynaklanan, polimetabolik sendrom, sendrom X, ölümcül dörtlü, uygarlık sendromu, insülin direnci sendromu gibi farklı terimlerlede tanımlanan ölümcül bir hastalık halidir. Ülkemizde yapılan çalışmalarda çocuklarda görülen metabolik sendrom sıklığı %20-27.2 iken erişkinler olarak erkeklerde % 28 kadınlarda %40 gibi yüksek değerler çıkmıştır.

 

Çocuklar için uyarlanmış metabolik sendrom tanı ölçütleri (WHO)

Bileşen

Tanım

Obezite VKİ‹ ≥95 persentil
 

 

 

Anormal glukoz  dengesi

Aşağıdakilerden birisi;

Açlık hiperinsülinemisi   (prepubertal      ≥15       mU/L,

midpubertal ≥30 mU/L,   postpubertal      ≥20      mU/L)

Bozulmuş açlık glukozu   (≥100 mg/dl)

Bozulmuş glukoz toleransı (OGTT s›ras›nda glukoz 140-200 mg/dl)

 

 

Hipertansiyon

Sistolik kan basıncının yaş ve cinsiyete göre ≥95    persentil olması
 

 

Dislipidemi

 

Aşağıdakilerden biri:

Yüksek trigliserid

Düşük HDL kolesterol

(<35mg/dl)

Yüksek total kolesterol

 

METABOLİK SENDROM BİLEŞENLERİ

İnsülin Direnci

    Metabolik sendrom bileşenleri arasında ilk yerini alan insülin direnci hücre içi veya hücre dışı insüline karşı normalden daha az biyolojik yanıtsızlık oluşturmasıdır. Yani vücuda giren veya vücütta olan glikozun kullanımının uyarılma etkisinin azalmasıdır. İnsülin direncine sahip metabolik sendromlu çocukların etkenlere bağlı olarak vücüt yağ kütlelerinin artması sonucu obezite  gelişmekte ve bu durum ilerleyerek başka sağlık sorunlarınıda beraberinde getirmektedir.

Obezite

    Dışarıdan aşırı alınan besinlerin enerji miktarının kişinin gün içerisinde harcadığı enerji miktarından fazla olması sonucu vücutta sağlığı bozacak ölçütte anormal veya aşırı miktarda fazla yağın birikimi soncu ortaya çıkan bir hastalıktır. Çoçukluk çağının obezitesinin en yoğun nedeni ekzojen obezitedir. Bu duruma neden olan ise kişinin enerji alımındaki dengesizliktir. Metabolik sendromlu obez çocuklarda harcanılmayan enerjinin vücütta yağ olarak depo edilmesi ve artan  adipoz doku varlığı ve ondan salgılanan yağ asidi ve sitokinlerin insülin direncine neden olduğu varsayılmaktadır. Vücut içerisinde artan yağ dokusu metabolik sendrom gelişme riskini arttırarak karaciğer yağlanmasına tip 2 diyabet gelişimine yetişkinlikte kardiovaskler hastalıklarının görülmesine dislipidemiye hipertansiyon ve organ hasarlarına neden olmaktadır. Çocukluk çağında yaygın olan metabolik sendromun tanısı çocuklarda geç kalınmadan teşhis edilmeli.

Diyabet

    Şeker hastalığı olarak da bilinen diyabet aslında insülin direncinin ilerlemiş halidir.  Ülkemizde artış hızının yüksek olduğu diyabet çocuklarda daha çok tip2 olarak görüldüğü bildirilmekte. İnsülin direncinin bozulmasıyla gelişen dokuların glikoza doyurulamaması ve sürekli artan insülin seviyesi ve daha sonra abdominal obeziteyi de bünyesine katan viseral yağlanmayı arttıran metabolik sendromun üçüncü adımında mutlaka tip 2 diyabet gelişir.

Dislipidemi

    Metabolik sendromlu hastalarda insülin direnci ve viseral obezie nedeni ile gelişen dislipidemi, halk arasında iyi kolesterol olarakta bilinen HDLnin düşüklüğü ve kötü kolesterol olarak bilinen LDL’nin yüksekliği ile karakterizedir. Çocukluk çağında obezite ile birlikte görülen dislipidemi anormal lipit profiline sahipken insülin direncinin şiddeti ilede pozitif yönde bir tutum göstermiştir.

Hipertansiyon

    Metabolik sendromun bileşenlerinden olan obezitenin çocuklarda artması sonucu gelişen hipertansiyonun sıklığı yetişkinlerde daha çok görülse de son zamanlarda sağlıksızlaşan beslenme öğünleri çocukların kilo alımları bu durumun çocuklarda da özellikle adölesanlarda  sık görülmeye başlamasına neden olmuştur. Çocuklarda ki esansiyel hipertansiyonun altında dikkatli incelendiği zaman insülin direncinin büyük bir etken olduğu veya insülin direnci olan bireylerde kan basıncının yüksek olduğu görülmüştür. İnsülinin görevlerinden biride sempatik sinir sistemi aktivitesini arttırıp birçok fonksiyonun gerçekleştiği böbreklerde su ve tuz tutulumunu uyarması böylelikle kan basıncının artmasına neden olur. İnsülin direnci varlığında periferik vazodilatör etkisine de direnç geliştiği için dengelenememiş vazopressör etkisiyle hipertansiyon oluşturduğu düşünülmektedir.

Koroner Arter

    Ölüm nedenleri arasında yerini alan kardiovasküler  hastalıklar gelişmiş ve gelişmemiş ülkelerde hala yerini almaktadır. İnsülin direncinin kişilerde gelişmeye başlaması ve artmasıyla beraberinde getirdiği kilo artışı ve vücuttaki trigiliserlerin artması kardiovasküler komplikasyonlara  zemin hazırladığı bulunmuştur. Elde edilen verilere göre bu durumu tip 2 diyabetinde desteklediği diyabetli olmayanların bu durumla daha az karşılaştığı elde edilen sonuçlar arasındadır. İnsülin direncinin başlattığı bu olaylar döngüsü ilerleyerek tamamen kardiovasküler sisteme zararlı hale gelmiştir. Metabolik sendrom varlığında etkisini arttıran kardiovasküler hastalıklar metabolik sendroma sahip olmayanlara göre riskini 3 kat arttırmıştır.Bu oran o kadar yüksektirki kanser hastalığından ölümler metabolik sendromlu kardıovasküler hastalığından ölen kişilerden hemen sonra gelir.

METABOLİK SENDROM ÖNLEME VE TEDAVİDE BESLENME

    Metabolik sendromun sıklığına bakıldığında son on yılda ciddi bir artış olduğu bu artışın çocuklar ve ergenlerde de arttığı ve metabolik sendrom yaşının gitgide düştüğü  gözlemlenmiştir. İnsülin direnci, obezite,  diyabet, hipertansiyon ve kardiovasküler hastalıkların bir arada bulunduğu  bu hastalığın kaynağına inildiğinde genetik yapılarımıza kadar dayanmaktadır. Bu konuda genetik yapımızı veya aile geçmişimizi öğrenmek metabolik sendromu önleme açısından çok önemlidir. Anne karnında başlayan yaşamsal döngümüz annemizin beslenmesi ve doğumdan sonra beslenmemiz ile hastalıklar konusunda ciddi anlamda şekilleniyor. Annemizin şekerli gıdalarda beslenmesi daha anne karında iken insülin direnci gelişimine kadar yol alabiliyor, doğumdan sonra çocuğun anne sütünden yararlanamaması ihtiyaçlarını dışarıdan ek besinlerle tamamlamaya çalışması bebeğin metabolik yapısını bozarak onu hastalıklara karşı dirençsiz hale getiriyor.

    Başlı başına yaşam değişikliği ile yön bulunması önlem alınması tedavi edilmesi gereken metabolik sendrom eğer önlem alınmazsa erken yaşlarda ciddi sonuçlara neden olarak son evresinde muhakkak ölümle sonuçlanmaktadır.

    Akıllarda yetişkin hastalığı olarak kalan metabolik sendrom son yıllarda yaşını iyice küçültmüş insülin direnci veya obezite olarak kendini göstererek günümüz dünyasının halk sorunu halini almasına neden olmuştur. Çoçukluk zamanında kendine yol bulan bu hastalık yaşın ilerlemesi ile o yolu genişletmekte ve adölesan zamanına kadar uzayıp yer etmektedir. Giderek artan bu durumun mortalite ve morbititeyi arttırması tedavi yollarının araştırılmasına durumu sevk etmiştir. Yapılan bütün çalışmalarda durum göstermiş ki metabolik sendromun bileşenlerini oluşturan tüm hastalıkların patogenezinde muhakkak sağlıklı olmayan beslenme alışkanlıklarının katkısı olduğu görülmüş ve bu doğrultuda kişiler incelenmiş deneyler ve araştırmalar yapılmıştır.

    Elde edilen sonuçlardan yüksek enerji alımının sağlıksız beslenmenin artışının metabolik sendrom bileşenlerinin etkisini arttırdığı ve çocuklarda bu durumun diyet tedavilerini düzelterek sağlıklarına kavuşma oranlarının arttığı  gözlenmiştir.

    Diyet tedavisinin etkili olabilmesi için yardımcı diyetisyenden muhakkak eğitim alınması gerektiği sağlık konularında eğitimin şart olduğu ve başarıya bu yolla ulaşılabilineciği bilinmeli ve  uygulanmalıdır. Uygun bir diyet tedavisi ile kazanılan alışkanlıklar ve verilen kilolar metabolik sendromun seyrini iyi yönde değiştirecek ve tedavi sürecini hızlandıracak etkiye sahiptir.

    Çocuklardaki metabolik sendrom daha çok insülin direnci ve obezite ile baş gösterdiğinden çocuklardaki kilo kaybı hastalık riskini iyileştirecektir.

    Hastalık oluşumunun önlemesi ilk olarak bilinçli olmak ve ardından yaşam değişikliği ile elde edilmektedir. Öncelikle kişiler yedikleri besinlerin farkında olmalı ne yediklerine dikkat etmeliler. Kahvaltı ve öğünlerin bilincinde olunmalı besinleri birbirinden ayırt edebilmeliler bu şekilde bir yaşam değişiliği gidişatın iyileşmesinde yarar sağlamakta çocuklar ilk önce beslenme alışkanlıklarını değiştirmeliler ki bu durum adölesan ve yetişkin çağlarına kadar uzamasın.

    Hangi besini çok hangi besini az yemeleri gerektiğini ve yediklerinin içeriklerinin ne olduğunu bilmeli onları meşgul edecek olaylarla ilgilenirken yemek yememeleri gerektiği öğretilmeli çocuk televizyon karşısında yemek yiyerek ne yediğinin bilincinde nede miktarının bilincinde olur. Artan abur cubur yeme alışkanlıklarının çocukların kontrolsüz bir şekilde kilo aldıkları  görüşüne götürmüştür. Genetiklik payı olan bu hastalık çevre faktörleri ile desteklenmemeli.

    Çocuklardaki  beslenme alışkanlıkları MS u vücut ağırlığı kontrolü ve besin ögeleri içerikleri ile etkilemektedir. Bu durum için obezitenin çok yaygın olduğu ve öncelikle vücut  yağ miktarının azaltılması gerektiği ve bu sayede insülin direncinin de büyük oransa azalacağı bildirilmiştir.

    Çocukluk ve adölesan zamanlarında kazanılan MS durumu kişilerin hala büyümekte ve gelişmekte olduklarını unutturmamalı beslenme düzenlemeleri buna göre düzenlenerek büyüme ve gelişmelerini ters yönde etkilememeli durumlarına uyun sağlıklı enerji kazanımı sağlayabilecekleri yaşamları boyunca uygulayabilecekleri bir diyet hazırlanmalı ve benimsetilmeli alınan ve harcanan enerji arasında bir denge kurularak kalori kısıtlamasına genelde 1200 kalorinin altına düşmeyerek ve enerji harcanmasını arttırarak başlanmalı.

    Aşırı kalori kısıtlamaları klinikte gözetim altında kontrollü olarak kısa süreli yapılabilse de bunu haricinde bir kısıtlı kalori kısıtlaması kısa sürede ağırlık kaybına neden olsa da kişileri makro ve mikro besinlerden kısıtlayabilir kişinin vücudunda yetersizliklere neden olabilir. Kişinin büyüme ve gelişmesinin olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle sağlıklı beslenme ile kilo verme ve verilen kiloların korunmasını sağlamak için kişilere bulundukları durumu anlatma hedef belirleme öğünlerinin planlayarak hareket etme dışarıdan aldıkları besinlerinin etiketlerini okuma miktar belirleme porsiyon ayarlama abur cuburlar dan uzak durma gibi konuları anlatarak bilinçlendirme yoluna gidilerek kilo kaybı ve korunmasında önemli bir başlangıç yapılmış olunacaktır.

    Çocukları bilinçlendirmek ve erken yaşta teşhis ve tedavilerine başlayarak sağlıklı kilo vermek olası sonuçları azaltacak  ve hastalığın ilerlemesinin engelleyecektir. Bu konuda hastalara tek tek yaklaşmak çok önemlidir. Son yıllarda beslenme çalışmalarına hız katan bilim insanları  hastalıkların genetik kaynaklı olduklarını bulduktan sonra bu yönde çalışmalarına yön vermiş nutrigenetik çatısı altında genetiğin incelenmesi ile kişilerin beslenmelerine şekil verilmeye başlanmıştır. Etkili ve işe yarar olan bu uygulama üzerine çalışmalar hala devam etmektedir. Şuan bu uygulama zahmetli ve pahalıdır halkın her düzeyinden kullanılabilmesi için uzun zamanlara ihtiyaç vardır. Kişi bu yönteme yararlanmakta güçlük çekmiyorsa genetiği incelenmeli ve bu doğrultuda beslenme programı oluşturulmalıdır. Bu yöntemin genele yayılması zaman alacağı için ikinci bir alternatif olan hassas beslenme yoluna gidilmelidir yani kişinin öz geçmişi iyi soruşturulmalı ailedeki genetik hastalıklar tespit edilmeli ve kişin beslenme alışkanlıkları incelenerek bu doğrultuda daha detaycı bir yaklaşımla beslenme programları oluşturulabilir.

    Çocukların beslenme protokolleri oluşturulurken dikkat edilmesi gereken noktalardan biride sebze ve meyveler  yapılan araştırmalar çocukların sebze ve meyve özellikle sebze tüketmediklerini ve sebze tüketmeyen çocuklarda fazla vücut ağırlığına sahip olduğu tespit edildiği bildirilmiş.

    Günümüzde meyve yerine meyve suyu tercih edenlerin sayısı azımsanmayacak kadar artmaktadır. Ne yazık ki %100 meyve suyu tüketimini gündelik hayatta sürekli hale getirip aşırı miktarda tüketen bireylerde bu durumun kilo artışına sebebiyet vereceği bildirilmiş. Bunu takiben tüketilen şekerli içeceklerinde fazla tüketimi enerji alımını artırdığı için bir süre sonra çocuklarda kilo artışı gözlenmiştir. Bu kilo artışları obeziteye neden olacağından şekerli içeceklerin tüketilmemesi de enerji alımının azalmasına ve obezitenin önlenmesine neden olacak.

    Süt tüketimi içerdiği kalsiyumla birlikte desteklendiği için çocukların gelişmelerine yardımcı olmakla birlikte vücutlarında ki kilo alımını da önlediği bildirilmiştir.

    Diyette kilo kontrolünde diyet lifinin yeri büyüktür çocukların alması gereken diyet lifi miktarı yetişkinlere göre az olsa da  15 yaşından itibaren bir yetişkin gibi diyet lifi tüketebilmeli. Diyet lifi sağlık açısından çok önemli bir role sahip lif yoğunluğu kişiyi tok tutmaya yarayarak enerji alımını doğal yollardan kısıtlıyor ne  yazık ki sağlıklı diyet lifi alımına henüz erişilmiş değil. Oysa ki çocukların diyet lifinden zengin tahıllar, baklagiller ve besinlerle beslenmesi tip2 dm ve KVH önlenmesinde yardımcı oluyor.

Yağ Tüketimi

    MS lu hastalara bakıldığında vücut ağırlıklarının olması gerekenden yüksek olduğu lipit profillerinin yoğun olduğu görülmüştür. Hazır gıda tüketimi fast food alışkanlığı insanları dışarda yemek tüketimine kadar tüketmiş insanlar artık yedikleri besinler konusunda dikkatsizleşmiştir. Vücuda alınan aşırı miktardaki yağlar kilo artışı ile beraber MS u da beraberinde getirmiştir.

    Sağlıklı beslenmek ve tükettiğimiz yağların vücudumuza yararlı hal almaları için yapılan çalışmalar günlük yağ tüketiminin  %30 olması gerektiğinin ve doymuş yağlardan fakir tekli doymamış yağlardan  zengin beslenmemiz gerektiğini vurgulamaktadır. Kardiovasküler hastalıklarda bu oranın altında yağ tüketiminin sağlık açısından daha faydalı olduğu düzelmiş profillerde görülmektedir. Çağımızın beslenme örüntüsü doymuş yağlardan zenginken bu gidişatın değiştirilmesi ve kişilerin doymamış yağlardan zengin diyetler ile beslenmesi gerekmektedir. Bu durum kişilerin kilo kayıplarını kolaylaştırırken EPA DHA gibi uzun zincirli yağ asitlerinin MS üzerine yararlı etki göstererek inflamasyonu düşürdüğü lipit metabolizmasını düzenleyerek insülin direncini durdurduğu gözlemlenmiştir. Bu durumun sonucunda ise KVH seyri düzene girmekte ve kalp damar sağlığı için tekli ve çoklu doymamış  yağ asitlerini çocuklar üzerinde  yararlı olduğu gözlemlenmiştir.

Karbonhidrat Tüketimi

    MS hastalarda vücut ağırlığının düşürülmesi için yapılan yağ kısıtlamları ne kadar önemli ise sonrasında ki davranışta bir o kadar önemlidir. Yağ kısıtlaması kişilerin karbonhidrata yönelmesini sağlayarak yanlış karbonhidrat sonucu lipit profilinde artışlar olabilmektedir. MS hastalarda yağ ve karbonhidrat kısıtlaması yapılmaları ve yerlerine doğru seçimler kullanılmalı. Karbonhidrat tüketimi %60 lık elzem bir alanı kaplmakta olduğu kadar karbonhidrat seçimide bir o kadar elzemdir. Basit ve kompleks karbonhidratlar olarak ikiye ayırdığımız bu grupta sağlık için en önemli tüketilmesi gereken grup kompleks karbonhidratlardır.

    Çalışmalar kan şekerini hızlıca yükselten glisemik indeksi yüksek basit karbonhidratlardan kişilerin uzak durması gerektiğini hızlı yükselen kan şekerinin ani düşüşler yaşatarak kişiyi tekrar yeme isteğine uyandırdığını bu durumunda kilo artışına sebebiyet vererek insülin direnci geliştirdiğini vurgulamaktadır. Kompleks karbonhidratların ise ( meyveler sebzeler kurubaklagiller tam tahıl ürünleri) kan şekerini yavaş yükselterek daha az  acıkma sağladığı lif yoğunlukları sayesinde uzun süreli tokluk sağladıkları belirtilmiştir.

    Karbonhidrat kısıtlamalarında yapılan kısa süreli diyetlerin HDL, kolesterol, trigliserite ve ağırlık kaybına iyi yönde etki ettiği belirtilmiştir. Bu süreçlerde çocukların şeker alımları hazır içecek tüketimleri kısıtlanmalı %10 u geçmemelidir. Diyet posasının kilo verme kolesterol kan basıncı ve insülini düzenlemede etkili olduğu bilincine varılarak çocuklara sebze meyve tüketimi sevdirilmeli MetS  beslenme tedavisine en önemli yere sahip olan Akdeniz Diyeti benimsenmeli.

    Araştırmalar akdeniz diyetinin MetS düzeltici ve koruyucu olduğu yaşam tarzı bu şeklde gelişen kişilerde ise önleyişi olduğunu belirtmişitr. Akdeniz Diyetinin vazgeçilmesi olan zeytinyağının tüketiminin kan basıncını azaltmada etkili olduğu omega-3 yağ asitlerinin ve zengin antioksidan kaynaklı meyve sebzelerin balıkların Akdeniz Diyetinde büyük bir öneme sahip olduğu ve kompleks tahıl ve kurubaklagillerle zenginleştirilmiş diyet tüketiminin özellikle kalp hastalıklarına iyi geldiği buna bağlı ölümleri azalttığı epidemiyolojik araştırmalar sonucu bulunmuştur.

Protein Tüketimi

    Sağlıklı protein tüketimi de diğer bileşenler kadar önemlidir. Metabolik sendromlu çocuklarda yağ oranı lipit profili yüksek bulunduğu belirtilerek kolesterol seviyelerini kontrol altına almayı sağlamak ve kroner kalp hastalıklarının ilerlemesi veya oluşumunu engellemek için kırmızı etten karışalanmaya çalışılan proteinin kısıtlanması ve yerine yumurta balık tavuk hindi gibi beyaz etten karşılanılabilen protein tüketimini gerçekleştirmeleri kırmızı eti kontrollü yemeleri gerektiği önerilir.

Vitamin ve Mineraller Tüketimi

    Metabolik sendromlu çocuklarda bir önemli neden teşkil eden durumda D vitamini düşüklüğü çocuklardaki D vitamini düşüklüğü insülin metabolizması ile bağlantılı  olduğu bildirilmiştir. Bu durumun varlığı çocuklarda tespit edilmeli ve önlem alınmalıdır. İnsülin direncinin varlığı çocuklarda daha sonra magnezyum yetersizliği olarak görülmüş azalmış magnezyum seviyesinin metabolik sendrom bileşenleri ile ilgili olduğu gösterilmiştir.

    Süt ve süt ürünleri tüketiminin önemli olduğu metabolik sendromun bazı bileşenlerini azalttığı gösterilmiştir metabolik sendromun zamanla azaltığı bulunmuştur. Süt ve süt ürünlerinin içerdiği kalsiyum MetS daki obezite ve hipertansiyonu düşürdüğü bu riskleri azalttığı gösterilmiştir.

    Kalorinin çok düşürülmediği beslenme programlarında vitamin mineral eksikliği görülmez dolayısı il ede ek takviyelere gerek yoktur. Çok düşük kalorili diyette en fazla kalsiyum demir ve B grubu vitaminleri eksikliği görülebilir. Bu durumda B vitamini grubu takviye edilmeli veya yeterli düzeyde alınmaya çalışılmalı çünkü B vitamini endotel hasarın önlenmesi ve hiperhomosisteinemi oluşumunun önlenmesinde büyük etkendir. Özellikle folik asit, B12, B6 vitamini yeterli düzeyde olmalıdır. Oksidatif stresin arttığı bu dönemlerde serbest radikal oluşumunun engellenebilmesi için magnezyum, çinko, bakır, selenyum, E, C vitamini ve beta karoten alımı öneriler arasındadır.

    Potasyum ve magnezyum glikoz ve insülin direnci ile ters ilişkilidir. Hipertansiyonun engellenmesinde ise elzemdir. Bu durumda metabolik sendromlu hastalarda hipertansiyonun tıbbi beslenmesinde sodyum kısıtlaması yapılırken potasyum ve magnezyum alımı  çoğaltılmalıdır. Aşırı alınan tuz tüketimi hipertansiyonun seyrini kötüye götürdüğü gibi insülin direnci içinde aynı etkiyi gösterdiği raporlarda belirilmiştir. Hipertansiyonun önüne DASH diyeti ile de geçilmektedir. Yani sınırlı sodyum, az yağlı süt ürünleri, bol miktarda sebze ve meyve.

    Çocuklardaki metabolik sendrom çocuklarda anne karnında başlayıp doğumdan sonrada sağlıklı beslenerek sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirerek yaşam tarzı olarak benimsendiğinde önüne geçilebilen tıbbi beslenme tedavisi yüksek oranda yer kaplayan günümüzün sağlık sorunudur. Hastalık tedavisi öncelikle diyet tedavisine  ek egzersiz alışkanlıklarının da takviyesiyle alışkanlıkların yaşam şekli halinde değişimi sonucu gerçekleştirilmelidir.

 

Kaynakça:

Nalan Hakime NOĞAY, Gülden KÖKSAL Çocuklarda Metabolik Sendrom ve Diğer Metabolik Özellikler Electronic Journal of Vocational Colleges-May/Mayıs 2013

Mahmut Çivilibal Çocukluk Çağında Metabolik Sendrom Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Kliniği İstanbul, Türkiye

Müferet ERGÜVEN, Seher KOÇ, Pınar İŞGÜYEN, Öznur YILMAZ, Sibel SEVÜK, ElifYÜKSEL Obez Adolesanlarda Metabolik Sendrom ve Obezite Gelişiminde Rol Oynayan Risk Faktörlerinin Araştırılması Türkiye Çocuk Rast Derg 2008;2(3) :26-36

Merih BERBEROĞLU Adölesan Sağlığı Sempozyum Dizisi No:63 Mart 2008; s.79-80

Zehra AVANOĞLU, Metabolik Sendromu Olan Adölesanların Beslenme Özellikleri Yüksek Lisans Tezi Aralık 2011 Erciyes Ünivrsitesi Sağlık Bilimleri Enstitü Beslenme Ve Diyetetik Anabilim Dalı

Fevzi BALKAN Aksaray Devlet Hastanesi, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kliniği Ankara Medical Journal 2013; 13(2):85-90

METABOLİK SENDROM KILAVUZU  Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği • 2009

Noğay ve ark. Metabolik Sendromda Beslenme Güncel Pediatri 2012; 10: 92-7

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi Ekim Aralık 2010

Alev KESER Çocukluk Çağında Metabolik Sendrom Ve Risk Faktörleri İle Beslenme Örüntüsü Arasındaki İlişkinin Değerlendirilmesi Üzerine Bir Çalışma Doktora Tezi Ankara 2008 Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü

Paul L. Huang A comprehensive definition for metabolic syndrome Disease Models & Mechanisms2, 231-237 (2009)

Bookmark and Share ,Impact of Mediterranean diet on metabolic syndrome, cancer and longevity Oncotarget. 2017; 8:8947-8979.

Juan de Toro-Martín,1,2 Benoit J. Arsenault,3,4 Jean-Pierre Després,4,5 and Marie-Claude Vohl1,2, Precision Nutrition: A Review of Personalized Nutritional Approaches for the Prevention and Management of Metabolic Syndrome Nutrients. 2017 Aug; 9(8): 913.

Angelo Pietrobelli 1,2,* ID , Massimo Agosti 3 and the MeNu Group Nutrition in the First 1000 Days: Ten Practices to Minimize Obesity Emerging from Published Science Int. J. Environ. Res. Public Health 2017

BonnieA.Spear,PhD,RDa,SarahE.Barlow,MD,MPHb,ChrisErvin,MD,FACEPc,DavidS.Ludwig,MD,PhDd,BrianE.Saelens,PhDe, KarenE.Schetzina,MD,MPHf,ElsieM.Taveras,MD,MPHg, Recommendations for Treatment of Child and Adolescent Overweight and Obesity  www.pediatrics.org/cgi/doi/10.1542/ peds.2007-2329F doi:10.1542/peds.2007-2329F

Lubia Velázquez-López ,  Gerardo Santiago-Díaz ,  Julia Nava-Hernández ,  Abril V Muñoz-Torres ,  Patricia Medina-Bravo ,  ve Margarita Torres-Tamayo Mediterranean-style diet reduces metabolic syndrome components in obese children and adolescents with obesity BMC Pediatrics201414:175

Hakkında: Cansu Şanal

Cansu Şanal

Buna da bakın

Kan Şekerini Düşürmeye Yardımcı Bitkiler Nelerdir ?

Hipoglisemide Beslenme Tedavisi Nasıl Olmalıdır?

Hipoglisemi ve Beslenme Tedavisi Halk arasındaki adıyla kan şekeri düşüklüğü olarak bilinen hipoglisemi, bir hastalık …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir